Medya Planlamasında Vicdan, Sorumluluk ve Gerçekçilik
Medya planlaması; sadece bütçe ayırmak, reklam vermek ya da bir mecrada görünür olmak değildir. Medya planlaması, bir markanın ticari hayatına doğrudan etki eden, doğru yapılmadığında telafisi zor sonuçlar doğurabilecek stratejik bir süreçtir. Bu yüzden yalnızca kendi gelirini düşünerek, firmayı tanımadan, hedef kitlesini analiz etmeden ve sektörel gerçekleri göz ardı ederek yapılan planlamalara “yanlış” demek bile yetersiz kalır.
Bir ajans ya da medya planlamacısı için en kolay yol; firmayı en pahalı, en çok komisyon getiren mecraya yönlendirmektir. Ancak asıl mesele, “nereden daha çok kazanırım” değil, “bu marka için hangisi doğru” sorusunu sorabilmektir. Çünkü yanlış bir medya tercihi, sadece boşa harcanan reklam bütçesi değil; zaman kaybı, motivasyon düşüşü ve hatta markanın pazardaki itibarının zedelenmesi anlamına gelir.
Unutulmamalıdır ki her marka her mecrada olmak zorunda değildir. Dijital mecralar bugün çok güçlü olabilir; ancak bu, her firmanın bütçesini plansızca dijitale aktarması gerektiği anlamına gelmez. Aynı şekilde geleneksel medya da hâlâ birçok sektör için vazgeçilmez bir güçtür. Önemli olan popüler olanı değil, doğru olanı tercih etmektir.
Medya planlaması yapılırken markanın:
- Hedef kitlesi
- Sektörel konumu
- Bütçesi
- Kısa ve uzun vadeli hedefleri
dikkatle analiz edilmelidir. Aksi halde yapılan her planlama, firmayı büyütmek yerine ticari hayatıyla kumar oynamaya dönüşür.
Gerçek bir medya planlamacısı, kısa vadeli kazancı değil, uzun vadeli iş ortaklığını hedefler. Müşterisinin kazandığı yerde kendi kazancının zaten geleceğini bilir. Çünkü sürdürülebilir başarı, karşılıklı güven ve doğru yönlendirme ile mümkündür.
Sonuç olarak; medya planlaması bir satış değil, bir sorumluluktur. Ve bu sorumluluğu sadece kendi gelirini düşünerek yerine getirmeye çalışanların, markalara vereceği zarar, sağlayacağı faydadan çok daha büyük olabilir